Ontrava - Türkiye'nin yeni nesil iş ve yaşam portalı
Giresun Türküleri Kültürüm

Eşref Bey Türküsünün hikayesini biliyor muydunuz?

facebook-profile-picture
Bu yazı Gönüllü Giresun Blog yazarı tarafından yazılmıştır. İçerikten dolayı giresunblog.com sorumlu tutulamaz. Siz de buraya tıklayarak Giresun Blog'da gönüllü yazar olabilirsiniz.

Türküler ait oldukları yörelerin dilidir. Kah hüzünlü kah neşeli müzikleri ve sözleriyle insanların duygularına tercüman olurlar. Hiç düşündünüz mü sizi alıp uzaklara götüren türkülerin hikayeleri nelerdir diye? Ulaşılabilen hikaye sayısı oldukça az olsa da sizlerle bir tanesini paylaşmak istiyorum.

Giresunlu olup da Eşref Bey türküsünü (Eşref Bey Ağıtı) bilmeyen yoktur zannımca. “Giresun üstünde vapur bağırıyor / Eşref’in yarasını doktor sarıyor” sözleriyle başlar bu türkü. Eşref Bey ağıdı olarak da bilinir. Pekii kimdir bu Eşref Bey, türkülere konu olacak kadar başına ne gelmiştir?

esref-bey-mezari

Eşref bey 1905 yılında o zamanki adıyla Abdal diye bilinen Piraziz ilçemizde dünyaya gelmiş. Dönemin sayılı ailelerinden Gedikalizadelere mensup imiş. Kişilik olarak son derece sosyal, cömert, yakışıklı, iyi giyimli, halk tarafından sevilen biriymiş Eşref Bey. Giresun merkezde Camlı Sokak’ta (şimdiki Fatih Caddesi) abisi ile kendilerine ait olan fındık fabrikalarını işletirlermiş.

İlginizi çekebilir:  Giresun Türküleri - Muammer Ketencoğlu - Kuyu Başında Bakır / Fatmam

1933 yılında bir yakınının tavsiyesi üzerinde fabrikasında muhasebeci olarak çalıştırmak için Hakkı isimli bir kişiyi yanına almış. Hakkı’yı geniş yetkilerle donatmış; ancak bir süre sonra fabrikada çalışan bayan işçiler Hakkı’yı Eşref Bey’e şikayet etmişler. Hakkı’nın kendilerini rahatsız ettiğini ve kendi çalıştıkları bölüme gelmemesini talep etmişler. Eşref Bey, Hakkı’ya kadın işçilerin bölümüne girmemesini sıkı sıkı tembih etmiş ancak kısa bir süre sonra Hakkı’nın yine o bölümde dolaştığını görerek kendisini oldukça sert bir şekilde uyarmış. Hakkı bunu gururuna yedirememiş ancak sesini de çıkarmamış.

İzleyen günlerde Giresun’da adet olduğu üzere Giresun limanından fındık yükleyerek sezonun ilk nakliyesini yapacak olan gemi seferi için tören düzenlenmiş. O yıl ilk seferi düzenlenen fındıklar, Eşref Bey’in fabrikasının ürünüymüş. Tören bittikten sonra Eşref Bey, Hakkı’yı da yanına alarak lokantada yemek yemiş. Ardından fabrikaya dönmüşler, ofiste sohbet esnasında Hakkı, Eşref Bey’e tabancasını çok beğendiğini ve görmek istediğini söylemiş. Eşref Bey’de tabancasını vermiş. Hakkı orada Eşref Bey’i kendi silahı ile vurmuş.

İlginizi çekebilir:  İmza Kampanyası: Giresun'a Tiyatro istiyoruz!

“Pazarsu dereleri bir ufak dere
Eşref’i vurdular anam nafile yere
Nafile nafile o da nafile
Cenazemi koydular otomobile
Giresun’da dostum var o da nafile”

Eşref Bey vurulduktan sonra son gücünü toplayıp Camlı Sokak’ta yer alan fabrikasından çıkmış ve oradan geçmekte olan otel sahibi Talat Bey’e “Hakkı beni vurdu Talat!” demiş. Hemen ardından çevredeki esnaf Eşref Bey’i hastaneye kaldırmış, ancak iki saat geçmeden Eşref Bey vefat etmiş. Hakkı büyük bir takip sonrası yakalanmış ve cezaevine götürülmüş.

“Atma Hakkı atma pişman olursun
Giresun gençlerine anam düşman olursun
Attığın kurşundan sen utanırsın”

Hakkı cezaevinde yatarken Eşref Bey’in en yakın arkadaşı ve akrabası olan Ahmet Ağa Gedikali, can dostum dediği Eşref Bey’in öcünü almak için çevresini kullanarak aynı cezaevine basit bir suçla girmiş ve keskinlettiği bir kaşığın sapını Hakkı’ya saplayarak öldürmek istemiş. Bu olaydan yara alarak kurtulan Hakkı, 2 ay yattıktan sonra Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıl münasebetiyle çıkarılan af kanunundan yararlanarak serbest kalmış. Giresun’da artık yaşayamayacağını anlayan Hakkı izini kaybettirmiş. O günden sonra Hakkı Zaimoğlu’nun yaşamını İstanbul’da sürdürdüğü ve 80li yıllarda hayatını kaybettiği belirtilir.

İlginizi çekebilir:  Ander Sevdaluk türküsünü bir de böyle dinleyin.

“Camlı sokak paketini atlayamadım
Hakkı düşmanımmış anam anlayamadım”

Eşref Bey’in vefatından çok kısa bir sonra kendisini sevenlerin önce maniler şeklinde yazdığı ve söylediği dizeler, yine kısa bir süre sonra yakılan Eşref Bey Türküsü’ne dönüşmüş. Hikayenin günümüze ulaşmasını sağlayan kişi, Eşref Gedikali’nin ağabeyi Murat Gedikali’nin kızı 1927 doğumlu Ruhniyaz Karaibrahim’dir. Bu türküyü kemençeyle ilk kez söyleyen kişi ise Picoğlu Osman’dır.

Yorum yaparak bu yazıdaki tartışmaya katılın

19 Yorum