Memleket Özlemi

Uzaklarda Yaşasak da Giresunlu’yuzdur

Yazan: Melike
Bu sitedeki içerikler Gönüllü Giresun Blog yazarları tarafından hazırlanmaktadır. İçerikten dolayı giresunblog.com sorumlu tutulamaz. Siz de buraya tıklayarak Giresun Blog'da gönüllü yazar olabilirsiniz.

Bizler ‘’Nerelisin’’ diye sorulduğunda, başka şehirde doğup büyüsek bile Giresunlu’yuz diye cevap veririz. Hatta Londra’da bile yaşasak bu cevabımız asla değişmez. Bilmeyenler veya hatırlamayanlara, şehrimizin Ordu ile Trabzon arasına sıkıştığını düşünen insanlara Giresun’u anlatmaya çalışıp, burnumuzun dibine gelen yayla kokusunu anımsayarak memleketimizi özlediğimizi bir kez daha hissederiz.

Köyden gelen dedemize ‘golit’ siparişi verip, bulduğumuzda zorla koparmaya çalışıp, hemen bitmesin diye yavaş yavaş tadını anımsayarak yemeye çalışırız. Hatta Feshane’deki  ‘Giresun Günleri’nde ekşi mayalı golit simitini tatmak için 1 saat Haliç trafiğinde bile bekleriz…

Bizim ‘’Peştamal’’ımız vardır bilir misiniz? Evimizin bir köşesinde sakladığımız, babaannelerimizin beline sarıp onsuz dışarı çıkmadığını anımsadığımız o kırmızı çizgili peştamallarımız…

Konuşmalarımız da bir o kadar cana yakındır. Nenelerimizin ‘’5 hızanım var’’ sözünü bilmeyenler için açıkladığımız, her konuşmamızın başına ‘’Az dur, az sus, az gaç’’ diye ekler eklediğimiz ve bizden başka kimsenin anlamadığı kendimize has bir dile sahibizdir.  ‘’Mintan’’ deriz mesela elbiselerimize.  Kızdığımız birine ‘’İrezil, mendebur, andır kalasıca’’ diye saymaya başlarız.

Bizden bir yıl önce doğana ‘’Bıldırın doğmuş’’ deriz mesela.  Bilir misiniz, biz 3 Giresunlu arkadaş Beşiktaş’ta buluşup, etraftaki onca bakışa aldırmayıp, kendi yöre ağzımızla ‘’Sen nere kızusun, kimlerdensin heri de bakim’’ diye konuşmuşluğumuz bile vardır.

Akdeniz’e gidip yanında köpeğiyle dolaşan turiste ‘’Yinge enük adamı gapıyor mu?’’ diye usulca sormaya çalıştığımız anılarımız bile vardır bizim. ‘’Aneeym deme gız’’ deriz şaşırdığımızda. Adres tarif ederken ‘’Gara İsin’in serentisinden aykuru gene git ‘’ diye yol gösteririz.  Üstelik ‘’Gara Mustafa, Hacomer’in Deli Yusuf, Ayaro’’ diye ayamalarıyla seslendiğimiz akrabalara da sahibizdir.

İlginizi çekebilir:  Giresun'da yalnız insanların, mutlu günleri...

Köyden çarşıya inerken arabamızı durdurup ‘’Has yeğnim, habu girebimin ağzına iye vurdurup akşam getir’’ diyen köydeki amcamızın ne dediğini anlamaya çalışırkenki halimiz peki :) Ya da fındık bahçesindeyken dedemizin ‘’Az girebiyle şu dalı indir’’ diye seslendiğinde ‘’Girebi’’ hangi aletti acaba diye düşünmeye çalışırkenki sefik hallerimizi unutabilir miyiz?

Bizler: Köyümüzde toprak yolda yürümenin ne demek olduğunu anlamak için babalarımızın ‘’Çizika Yol’’ diye adlandırdığı yolu kara lastiklerimizle her sene turlarız. Bir yandan ayağımıza taşlar girmesinden yakınır, bir yandan da acaba bu yolda yılan var mı diye gizemli bir şekilde de telaşlanırız.

Giresunlu olmak  ‘’Fındıktan önce ve sonra’’  diye zaman dilimine düğün tarihlerimizi ayırmaktır. Çünkü biliriz fındık zamanı düğün yapılmayacağını… He bir de farklı şehirden aldığımız gelinlerimizi Ağustos ayında köye götürüp fındık bahçesinde becerikliliklerini gizlice ölçmeye çalışan yaşlılarımız da yok değil.

Mutfaklarımızda ‘’Galdirik, Merulcan, Sırgan’’ diye bizden başka kimsenin anlamadığı envai çeşit otu bulundurup, bunları tatmak için kafamız attığında binlerce kilometreyi turladığımız zamanlarımız da vardır. Otobüse bindiğimizde, gurbetteki çocuklarımıza götürmek istediğimiz turşu bidonlarını almayan otobüs muavinine ‘’Bidunumu guysağya’’ diye serzenişte bulunuruz mesela…

İlginizi çekebilir:  Lazlar nerede yaşar? Doğu Karadeniz Laz mıdır?

Ya,  Giresun’dan dönerken son model arabalarımıza ‘’Yayla eveleği’’ turşusunu koyup, yol boyunca turşu kokusundan bayılmamak için camlarımızın açık gittiği gerçeği ne olacak? :)

Bektaş Yaylası’ndaki o küçük lokantalarda yediğimiz et vardır; tadını başka bir yerde bulamadığımız… Biliriz ki Etilerdeki o meşhur boğaz manzaralı Steak restaurantlarında yediğimiz etle asla aynı değildir. Üstüne eziyet çekip o kara ocaklarda kendimiz pişirip artı bir de yandaki dükkanda ekmek kuyruğu için dakikalarca beklesek de oranın yeri ayrıdır. Yani eziyet çeksek bile o meşhur etin tadını başka hiçbir yerde asla bulamayız.

Anlatacaklarım bu kadarla sınırlı tabiki de değil. Giresunlu olarak, Yayladaki Çataloluk’un o buz gibi çeşmesinde sanki günlerdir su içmemişcesine doya doya suyumuzu yudumlarız. Suya başka şey karıştırıp içenler de vardır tabi. :) Ardından buz gibi suyun tüm dişlerimizdeki sinirleri ağrıtmasına aldırış etmeyip bir sonraki olukta yine aynısını yaparız.

Eskiden hayvan sürüsünden boşluk bulunmayan o yayla obamızda,  şimdi 3-5 kişinin kalmasını nemli gözlerle takip ederiz. Yayla’daki tahta evimizde; dede, amca, yenge, kuzenlerle aynı odaya sığmaya çalışıp aynı tasta mısır ekmeğini de büyük bir iştahla bitiririz. Yaylada yağmura yakalanmışsak, çinkodan gelen yağmur sesini çıt çıkarmadan dinlemeye başlarız. Geceleri kapıya çıkıp yıldızların ne kadar da yakın olduğunu düşünüp hayallere dalarız. Normalde yaşadığımız evde görsek çığlık çığlığa kaçıştığımız fareyi, yayla evimizde görürsek sevimliliğine iltifatlar yağdırırız. Küçücük sarı oluşunun bile oraya has olduğunu biliriz. Hatta bilir misiniz o Mehmet Efendi’yi bile özleriz.

İlginizi çekebilir:  Olimpiyatspor.com'da Giresun Blog'a özel indirim ve hediye fırsatı

He birde gurbetçilerimiz vardır bizim: Sıla yolunu kemençeli müzikle aşıp yurt dışından çok ucuza aldığı ama burada dünya parası olan BMW’leriyle köye gidip fındık toplayan… :)

Giresun’a giderken Bolu Dağı’ndaki bozuk yolları geçip geçmediğimizi merak edip memlekette torunlarını görmek için heyecandan uyumayan nenelerimiz vardır bizim…

Samsun’a ulaştığımızda, Karadeniz’i ilk kez gördüğümüzdeki mutluluğumuzu nasıl anlatabiliriz ki? Karadeniz’in hırçın dalgalarını seyredip ardından camlarımızı açıp o mis gibi deniz havasını içimize çekip biran önce 3 saatin geçmesi için dualar ederiz. Çünkü 3 saatin sonunda aylardır görmediğimiz memleketimize, Ata toprağımıza ulaşmanın heyecanını yaşarız.

Bizler Atatürk’ün silah arkadaşı Topal Osman Ağa’nın yiğitliklerini anlatmaya çalışıp, kurtuluşu olmayan tek ilin biz olduğunu söyleyip, Kurtuluş Savaşı’nda gönüllü alay kurup ülkeyi kurtardığımızı herkese anlatmaya çalışırız.

İşin aslı: Her ne olursa olsun, dünyanın öbür ucunda olsak bile, günün birinde nereye gideceğimizi biliriz. Çünkü bizler Giresunlu’yuzdur…

Saygılarımla…

Yorum yaparak bu yazıdaki tartışmaya katılın

4 Yorum